Miyomlar

12 Ağustos 2009

Kategori Hamilelik

Myomlar rahmin en sık görülen iyi huylu tümörleridir.rahim_miyom Kadınlarda sık görülen ve eskiden bazen ölümcül bile olabilen bu hastalık kadın-doğum cerrahisindeki

gelişmelerin yardımıyla ancak 100 yıl önce kontrol altına alınabilmiştir. Günümüzde bu hastalık dolayısıyla ölüm çok ender durumlar dışında görülmemektedir.

Myom nedir?
Uterus (rahim) 3 tabakadan oluşmuştur.

Bunlardan en içte olanına “endometrium” denir ve adet siklusu boyunca değişimler göstererek, eğer gebelik

olmaz ise adet kanaması ile birlikte atılır. Ortadaki kas tabakasına “myometrium” denir. Bu tabaka uterusun en kalın bölümüdür ve düz kaslardan oluşur. Adet kanaması esnasında rahim içinde biriken kanı, doğum esnasında ise bebek ve bebeğin eşi denilen plasentayı rahim dışına atmak için kullanılırlar. Uterusun en dışındaki tabakaya ise “seroza” denilir. Bu zarımsı tabaka rahimi diğer organlardan ayırır. Myomlar myometrium tabakasını oluşturan düz kaslardan köken alan iyi huylu tümörlerdir.

Tıbbi olarak uterin (rahim içi) leiomyoma veya fibroid olarak adlandırılan myomlar, uterus (rahim) duvarının kas ve bağ dokusundan kaynaklanan iyi huylu tümörleridir. Bir bezelye tanesi büyüklüğünden basketbol topu büyüklüğüne kadar değişebilen boyutlarda olabilirler. Tek bir tane olabileceği gibi sayılamayacak kadar çok da olabilir. Ancak genelde birden fazla sayıda olma eğilimindedirler. Myomlar yuvarlak ve beyazımsı-pembemtrak renktedirler ve rahim içinde hemen her yerde bulunabilirler. 30 yaşından büyük kadınların yaklaşık % 30 unda tesbit edilmekle birlikte, en sık 35-45 yaşları arasında görülür.

Kanser ile ilişkisi nedir?

Myomların iyi tarafı hemen her zaman iyi huylu olması ve kansere dönme olasılığının ihmal edilebilecek kadar düşük olmasıdır. Myomların kansere dönüşme (leiomyosarkom) ihtimali binde birden daha az olduğundan genelde myom saptanan her hastaya ameliyat önerilmez ve aralıklı takip edilmeleri önerilir.

Nedenleri nelerdir?

En sık görülen pelvik kitle olmasına rağmen myom gelişimini başlatan faktörler henüz kesin olarak bilinmemektedir. Nedenleri tam olarak bilinmese de pekçok hekim bu kitlelerin kadınlık hormonu olan östrojen etkisi ile geliştiğine inanırken, azımsanamayacak sayıda başka bir grup ise östrojen ile ilgili olmadığını düşünmektedir.
Myom gelişimi ile hormonların bağlantılı olduğunu gösteren kanıtlar şunlardır:

  • 1- Ergenlik öncesinde vücut henüz östrojen salgılamazken görülmezler.
  • 2-En sık olarak östrojenin bazen karşılıksız salgılandığı menopoz öncesi dönemde görülürler.
  • 3-Östrojenin azaldığı ve hatta tamamen yok olduğu menopoz sonrası dönemde küçülürler.
  • 4-Myomlara östrojen fazlalığına bağlı olarak gelişen diğer hastalıklar yani yumurtlama bozuklukları, hiperplazi (rahim iç duvarının kalınlaşması) ve polipler eşlik eder.
  • 5-Myomlar kadınlık hormonlarından progesteronun yüksek olduğu gebelikte büyüyebilirler.
  • 6-Kadınlık hormonlarını baskılayan ve adeta menopoza benzer durum yaratan ilaçlar myomları küçültür.

M

yomlar yüksek düzeyde östrojen bulunduran kadınlarda gelişse de laboratuvar bulguları myomu olan kadınların birçoğunda östrojen düzeylerinin normal olduğunu göstermektedir. Bu nedenle myom gelişiminde büyük olasılıkla östrojen tek sorumlu değildir. Östrojen düzeylerinin çok yükseldiği gebelik esnasında bu kitlelerin büyümesini bazı yazarlar östrojene değil, gebelik esnasında rahime giden kan miktarının büyük oranda artması ve neticede myomların fazla miktardaki kana cevap olarak büyü melerine bağlamaktadırlar.

Bazı çalışmacılar da diğer bir kadınlık hormonu olan progesteronun da myom gelişiminde rolü olduğunu ileri sürmektedirler. Yapılan bazı klinik deneylerden elde edilen sonuçlar progesteron ile tedavi edilmiş kadınlardan çıkartılan myomlarda daha fazla sayıda hücre bulunduğunu ve bazı hastalarda progesteronu bloke eden ilaçlar kullanıldığında myomların küçüldüğünü göstermektedir. Bu bulgulara rağmen myom ile progesteron arasındaki ilişki açık değildir.

Tipleri nelerdir?

Myomlar yerleştikleri yere göre adlandırılırlar.

Myom türlerinden bazıları şunlardır:
Submuköz Myom: Hemen uterusun içini döşeyen endometrium tabakasının altında yerleşmiştir. Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir.

Myoma instatus nascendi:Submüköz gelişen myomlardan bazıları rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır ve büyüyerek rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir. Bu tip myomlara “myoma instatus nascendi” denir. Alışık olmayan gözler tarafından serviks kanseri ile karıştırılabilir. Bu tip myomlar sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir.
İntramural Myom: Uterusu oluşturan kas tabakasının içinde yer alan myomlardır. Myom n

üvesi büyüdükçe rahim de büyür. Bu tip myomlar genelde en sık olarak görülen myomlardır.
Subseröz Myom: Uterusun dış yüzünden köken alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama problemi yaratmazlar. Bunlarda olan problem eğer myom büyük ise barsaklara ve mesaneye olan baskı nedeniyle hazımsızlık problemleri ve sık idrara çıkmaktır.
İntraligamenter Myom: Uterusu yerinde tutan ve ligaman adı verilen bağların arasında gelişen myomlardır. Bunların cerrahisi diğer myom tiplerine göre daha zor olmasına rağmen tecrübeli ellerde komplikasyon riski çok çok azdır.
Paraziter Myom: Büyüyen myom nüvesi başka bir organa yapışırsa ve bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopup myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlarsa parazitik myomdan söz edilir.

Hangi Belirtilere ve Şikayetlere Neden olurlar?

Myomların önemli bir bölümü hiçbir belirti vermez. Hastaların %75′i kendisinde myom olduğundan dahi habersizdir. Her 4-5 kadından birinde ortaya çıkmaktadır. Büyüklüklerinin çok değişken olması nedeni ile bu oranın aslında gerçeği yansıtmadığı, dikkatli bir inceleme yapılacak olursa myom görülme sıklığının %80′den daha fazla bulunacağı ileri sürülmektedir.

Öyleyse myomları iki ana grupta ele almak mümkündür: 1. Klinik olarak belirti vermeyen myomlar
2. Klinik olarak çeşitli belirtiler (semptomlar) veren myomlar

myom-nedir-neden-nasil-olusur-400x3001

Myomların sebep olduğu şikayetler ve klinik bulgular:

Anormal kanama: Belirti veren myomlu kadınların yaklaşık %30′unda adet kanamaları normalden fazla olur ve genelde tedavi gerektiğine işaret eder. Fazla kanamaya yol açan myomlar genelde submüköz tipte myomlardır. Kitle büyüdükçe endometrium dokusunu iter ve dolayısı ile bu dokunun yüzölçümü artar. Kanama

ya müsait alan fazlalaştığı için kanamanın miktarı da artar. İlk başlangıçta kanamanın süresi değişmez iken sadece kaybedilen kanın miktarı fazlalaşır. Daha sonra yavaş yavaş süre de uzamaya başlar. Bu fazla kanamalar bir süre sonra kansızlığa yani anemiye neden olur.

Bazı myom türleri ise kanama fazlalığı ile birlikte ara kanamalara da yol açabilir. Myomlu hastaları doktora gitmeye mecbur ede n en önemli bulgu bu kanama bozukluklarıdır. Myom ile birlikte kanamalar o kadar fazla olabilir ki kişi neredeyse saatte bir ped değiştirmek zorunda kalabilir. Bu tür kanamalar yaşayan bir kadın normal günlük aktivitelerinde bulunmak istemeyebilir, işe gitmekten kaçınabilir ve sosyal korkular gelişebilir.

Yani myom kadının sosyal hayatını da etkileyebilen bir hastalıktır.
Myomda kanamanın muhtemel nedenleri arasında:

Endometrium yüzeyinin büyümesiRahimdeki damarlanmanın artması
%50 oranında beraberinde görülen endometrial hiperplazi.
Uterus kasılmalarının etkisizliği nedeni ile küçük damar ağızlarının kapanamaması
Submüköz myomlarda etrafdki endometrium dokusunda ülser olması sayılabilir.

Anormal kanaması olan bir kadında myom saptanması mutlaka kanama nedeninin myom olduğu anlamına gelmez. Bu özellikle de iki adet arası kanaması olan kadınlar için daha da geçerlidir. Bu yüzden kanama şikayeti olan kadınların mutlaka rahim ağızlarının dikkatle değerlendirilmesi ve rahim içinden parça alınarak kanamanın endometrium dediğimiz rahmin dökülen tabakası ile ilgili bir problem nedeniyle olmadığının kanıtlanması gerekir.

Baskı hissi: Varolan myomlar genelde büyük ise bu duruma yol açarlar. Myomlar nedeniyle idrar torbası ve idrar yolu pubik kemik dediğimiz leğen kemiğinin ön bölümüne doğru sıkışabilir. Bu da idrara sık çıkmayı, sık idrar yolu infeksiyonunu ve nadiren idrar kaçırma şikayetlerini ön plana getirebilir. Eğer myom rahmin arka duvarından kaynak almış ve büyükse bu sefer arka trafta olan kalın barsak sıkışacak ve gaz ve kabızlık gibi problemler de ortaya çıkabilecektir.

Ağrı: Karın veya kasık ağrısı veya rahatsızlık hissi, ilişkide ağrı bu tip kadınların üçte birinde görülür ve cerrahi tedavi için bir gereklilik oluşturabilir. Genelde adet kanaması sırasında ağrı varsa bu ağrılar kramp tarzında olur. Burada uzun yıllar boyunca adet kanamaları ağrısız olan kadında birden bire ağrıların olması teşhiste myomu akla getirmelidir. Sancılı adet görenlerde ise ağrının şiddetinin artması ya da şeklinin değişmes

i düşündürücüdür.

Deneysel çalışmalar myomlarla birlikte görülen ağrıların mekanizmasının doğum sancılarına benzediğini düşündürmektedir. İleri derecede büyümüş bir myom etrafındaki dokulara ve sinirlere baskı yaparak da ağrıya yol açabilir. Burada daha çok bel ağrısı tarzında yakınmalar görülür. Dejenere olan ya da etrafında dönerek kanlanması bozulan myom ani ve bıçak saplanır tarzda ağrıya yol açar. Zaman zaman ise a

det kanamalarından bağımsız ağrılar olabilir ancak bu son derece nadirdir.

Karında şişlik ve karın şeklinde bozulma: Karnın görüntüsünü bozacak kadar büyümüş myomlar nedeniyle ameliyat önerilebilir. Genelde bu derecede büyümüş myomlarda mutlaka başka belirtiler de vardır.

Myomun hızlı büyümesi : Myomun takibi sırasında hasta veya doktor tarafından objektif olarak (ultrason ile büyüdüğü gösterilerek) anlamlı derecede büyüdüğü gösterilirse ameliyat gerekir. Eğer hasta henüz menopoza girmemiş ise bu büyümenin sebebi çok nadiren kanserdir. Ama eğer bu büyüme menopozdaki bir kadında oluyorsa mutlaka olası kanser varlığını teşhis ve tedavi etmek amacıyla ameliyat zorunlu hale gelir.
Gebelik sırasında myomlar büyüyebilseler de, genelde birçok myomda pek bir büyüme olmaz.

Gebelikle İlgili Problemler ve Kısırlık: Myomlar kadının gebe kalmasını ya da geb

e kaldıktan sonra rahimin gebeliği taşımasını zorlaştırabilirler. Tubaları iterek spermin ve yumurtanın geçişini güçleştirebilir ya da endometrium düzenini bozarak döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyebilir. Myom büyümeye devam ettikçe üzerindeki endometrium tabakası gerilir ve kanlanması bozulur. Bu durumda gebelik ürününün rahimde yerleşse bile yeterli derecede kanlanması mümkün olmaz ve düşükle sonuçlanabilir. Bütün bu engelleri aşıp büyümeye b aşlayan bir gebelik ürünü bekleyen diğer bir dezavantaj da myom nedeni ile bebeğe yeteri kadar büyüyecek yer kalmamasıdır.Bu durumda ise gebeliği bekleyen en muhtemel son düşük ya da erken doğumdur.

Myom ile gebeliğin bir arada bulunduğu durumlarda bir diğer sorun da myom nedeni ile doğum esnasında rahimin yeteri kadar kasılamamasıdır. Eğer myom çok büyükse ve bebeğin yolu üzerindeyse, bebek doğum kanalına uygun şekilde giremez ve bu tür hastalarda büyük olasılıkla sezaryen gerekir. Doğum kanalını tıkayan myom varlığında ise sezaryen tek doğum şeklidir. Doğumdan sonra ise rahim kasılmala

rının etkisiz olması nedeni ile fazla miktarda kanama görülebilir.

Myomlar genelde hem gebe kalmak hem de gebeliğin devamı ve doğum için sorun oluşturmazlar. Ancak eğer bir sorun meydana gelir ise bu ciddi bir sorun olacaktır. Myomun kısırlığa yol açtığından söz edebilmek için kısırlığı açıklayacak başka hiçbir sebep olmaması gerekir. Yani infertilite araştırmasında yapıl

an bütün tetkikler myomlu infertil hastalarda da yapılmalıdır. Rahim içinde bulunan myomlar kısırlığa neden olabilir. Kısır hastaların % 2-3’ünde kısırlık nedeni myomlardır. Myomlar endometriumda (rahimin iç tabakası) değişikliklere neden olduğundan, döllenen yumurtaların rahme tutunmasını engelleyebilir. Bunun ötesinde Fallop tüplerine bası yaparak, spermin yumurtaya erişmesini ve dolayısı ile döllenmeyi engeller. Myomlar çıkarıldıktan sonra elde edilen gebelik oranları hasta yaşı, gebeliğe engel olan diğer nedenlerin bulunmasına, yumurtlama durumuna ve tüplerin durumuna bağlı olmasına rağmen genellikle yüksektir.

Myomu olan kadınlarda düşük oranları % 40 gibi yüksek oranlarda olabilir. Döllenme ve döllenen embryoların rahme tutunması gerçekleşse dahi gebelikte artan östrojene (kadınlık hormonu) bağlı olarak daha da büyüyen myomlar düşüklere yol açar. Endometrial doku ve rahmin kanlanmasındaki değişikliklerde erken düşüklere neden olur. Myomlar ayrıca erken doğuma da neden olabilir.

Karında su toplanması: Saplı subseröz myomların karın zarını irrite etmesi ile karın boşluğunda sıvı birikimi olur.

Uterusun ters-yüz olması: (İnversiyon) Saplı bir submüköz myomun çekmesine bağlı olarak rahim eldiven parmağı gibi tersyüz olabilir. Tehlikeli ancak nadir görülen bir durumdur.

Ani karın içine kanama: Myomun üzerindeki damarlardan birinin yırtılması sonucu kanama olabilir. Son derece nadirdir.

Şikayetleri arttıran durumlar (Komplikasyonlar): Çoğu myom belirti vermemesine rağmen bazı komplikasyonların varlığında özellikle ağrı ve kanama bulguları artar. Myomların kompli

kasyonları şunlardır:
Torsiyon: Myomun sapı etrafında dönmesi ve sapının sıkışarak kanlanmasının bozulmasıdır. Bu durumda önce myomdan dışarıya sıvı kaçışı olur ve bu ağrıya neden olur. Eğer olay uzarsa myom sapından koparak batın boşluğuna düşebilir ve burada kendisine beslenecek uygun bir ortam bularak büyümeye devam edebilir (parazitik myom). Torsiyonlar genellikle gebelik sırasında veya menopozda saptanan myomlarda daha sık görülür.
Enfeksiyon: Myomun ülsere olması ve daha sonrasında enfekte olmasıdır. Ağrı ve kanama yapar.
Kansere dönüşüm: Myomlu kadınlarda kafalarını kurcalayan en önemli soru hastalığın kansere dönüp dönmeyeceğidir. Myomlu kadınların %0.5′inde ileri dönemlerde leiomyosarkom denilen kanser türü görülür. Acak pekçok araştırmacı bunun var olan myomlardan köken almadığını, kendi başına ve diğerlerinden bağımsız olarak geliştiğini ileri sürmektedirler. Eğer varlığı bilinen myom hızlı büyümeye başlarsa, ağrı ve ateş görülüyorsa detaylı incelenmesi gerekir.
Dejenerasyon: Myomun normal hücre yapısının değişikliğe uğramasıdır. Örneğin menopozdan sonra myom küçülür ve atrofik dejenerasyon olur. Gebelikte rahimin hızlı büyümesine bağlı o larak myomun kanlanması hafif derecede bozulur ve hafif nekroz olur. Hastada ağrı, ateş, bulantı ve kusmalar olabilir. Myom içne hafif kanamalar olabilir. Gebelikte görülen bu değişime kırmızı dejenerasyon adı verilir. Myomlarda en sık görülen dejenerasyon ise hyalen dejenerasyondur. Mikroskopik bir değişimdir. Myom çekideği içerisinde kalsiyumun biriktiği kalsifik dejenerasyon da oldukça sık rastlanılan bir durumdur.

Tanı nasıl konulur?

Yaş ve ırk – aile öykünüzü (genetik yatkınlık açısından) myom gelişme risklerini

etkiler. Yapılan çalışmalarda myom oluşma riski orta yaşlı kadınlarda, siyah ırkta, çocuk doğurmuş olanlarda ve yakın kadın akrabalarında (anne ,kızkardeş…) myom bulunanlarda daha yüksek bulunmuştur.

Genellikle,farkında olunmazken sadece jinekolojik muayene sırasında doktorunuzun eliyle hissetmesiyle ya da direk ultrasonografik inceleme sırasında myom tespit edilebilir. Bu durumda doktorunuz tanıyı desteklemek için daha ayrıntılı bir kısım incelemelere başvurabilir:

Ultrasonografi: Ağrısız ve acısız olan bu inceleme yönteminde ya karın üstünde gezdirilen ya da vajina (hazne) içine sokulan bir prob yardımıyla, eko denilen ses dalgalarının yarattığı görüntülerle iç genital organlarınız değerlendirilir. Bu inceleme yöntemi genelde myom tanısı koymak için yeterlidir.
Histeroskopi: Bu işlem sırasında teleskop prensibiyle çalışan, ince ancak uzunca bir optik cihaz vajina ve serviksi (rahim ağzı) aşarak rahim içine doğru sokulur. Bu sayede doktor rahim içini gözlemleyerek anormal bir oluşum olup olmadığını değerlendirir. Bu metotla sadece rahim içindeki myomlar görülür.

Laparoskopi: Bu inceleme yöntemi, laparoskop denen, optik özelliklere sahip ince bir tüp şeklindeki aletin karından yapılan çok küçük bir kesiden karın içine sokularak doktorun karın içini görebilmesi esasına dayanır. Bu yolla sadece rahmi genel olarak büyüten ve özellikle rahim dışına doğru büyümüş myomlar görülebilir. Rahim içindeki myomlar izlenemez.

Histerosalpingografi (HSG): Bu ilaçlı film tekniğinde ise yine vajinal yoldan rahim ağzının hemen iç kısmına kadar giren ince bir tüple içeri verilen ilacın,rahim içinden tüpler aracılığı ile karın boşluğuna kadar yayılması görüntülenerek, bu organlardaki anomaliler hakkında bilgi edinme amaçlanır. Bu yolla sadece rahim içine doğru büyüyen myomlar tespit edilebilir.

Tedavide neler yapılabilir?

Unutulmamalıdır ki, myomlarda kansere dönüşme oranı binde birden azdır. Oysa ki, myom nedeniyle olunacak bir ameliyat nedeniyle hayatın kaybedilmesi riski bu orandan daha fazladır. Bu nedenle her saptanan myom için ameliyat kararı dikkatlice verilmeli ve gerekçe objektif tıbbi kriterlere dayandırılmalıdır. Hiçbir bulgu vermeyen küçük myomlar her 6 ayda bir basit kadın-doğum muayenesi ve ultrason ile kolayca izlenebilir.

Eğer bulgu vermeyen myom büyükse, o zaman hastanın ameliyat için uygun durumda olması şartı ile rahmi en az 14 haftalık bebek varmışçasına büyüten myomlar için ameliyat önerilebilir. (Myomlu bir rahimin büyüklüğü ifade edilirken gebelik cesameti tanımı kullanılır. Gebelik sırasında hangi haftada rahimin ne kadar büyüdüğü bilindiği için myomlu bir rahimin muayenesinde de bu bilgiden yararlanılır ve rahim büyüklüğü örneğin 10 haftalık ya da 14 haftalık gebelik cesametinde şeklinde tanımlanır)

Belirgin semptom verenler, fertiliteyi (doğurganlığı) etkileyecek kadar büyük olanlar veya kanser ya da benzeri habis (kötü hu ylu) tümörlerle karışabilecek özellikte olan myomlar (Özellikle 40 yaşından büyük kadınlarda overlere yakın yerleşimli myomlar over tümörleri ile karışabilir) genelikle ameliyat ile tedaviyi gerektirir. Bazı durumlarda, myom nedeniyle olan anormal kanamaları kesmek ve myomu biraz olsun küçültebilmek için ilaç tedavisi uygulanabilir.

Myom tedavisinde en sık tercih edilen tedavi yaklaşımı cerrahidir. Seçilecek cerrahi yöntem hastanın yaşı, sosyal durumu, çocuk isteği, şikayetlerin tipi ve şiddeti gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlere göre rahimin tamamen alınması (histerektomi) ya da sadece myomların çıkartılması (myomektomi) alternatiflerinden bir tercih edilir.

Eğer bir myom cerrahi yolla tedavi edilmesi gerekiyorsa, bahsettiğimiz gibi bir kaç değişik seçenek vardır. Bunlardan biri myomun uterus duvarından basitçe sıyrılarak çıkarılmasıdır ki buna “myomektomi” denir. Bu işlem laparoskopi yolu ile veya açık ameliyat şeklinde uygulanır. Myomektomi ameliyatı çocuk isteyen kadınlarda uterusun korunmasını sağlayan rahmi koruyucu bir yaklaşımdır. Bununla birlikte bu ameliyat uterus duvarında incelmeye neden olabildiği için daha sonraki gebeliklerde vajinal (normal) doğum yerine, sezeryan tercih edilmek zorunda kalınabilir. Eğer myom laparoskopik olarak alınamayacak kadar büyük ise, o zaman karını açarak uygulanan klasik ameliyat yolu ile myomektomi gerçekleştirilir.

Yakın zamana kadar büyüme gösteren myomu olan bir kadında ilk tercih edilen ameliyat histerektomi (cerrahi olarak rahimin alınması) idi. Her ne kadar histerektomi ameliyatı Amerika’da ikinci sıklıkla yapılan ameliyat olsa bile, 1987′lerden itibaren giderek azalmıştır. Histerektomi kararı hem cerrahlar hem de hastalar tarafından artık çok daha dikkatli bir şekilde alınmaktadır. Uterusu alınmadan önce kadının fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçları mutlak suretle göz önünde tutulmalıdır. Bununla birlikte, özellikle çocuk sahibi olma arzusu bulunmayan kadınlarda fazla sayıda myom olması durumunda hepsine tek tek myomektomi uygulamaktansa, histerektomi ile rahimin tümden alınması özellikle 40 yaşından büyük veya doğum yapmayı düşünmeyen kadınlarda daha mantıklı bir yaklaşım olabilir.

Myom tedavisinde diğer tedavi yaklaşımları arasında myom çekirdeklerini çıkarmadan, laser ile yakmak, sıvı nitrojen ile dondurmak, hormon baskılayıcı ilaç kullanarak küçülmelerini sağlamak sayılabilir. Bu baskılayıcı ilaçlar kadında suni menopoz yaratarak myomları küçültmeyi amaçlamaktadır. Deneysel tedavi yöntemlerinden birisi de laparoskopi eşliğinde myom çekirdeğine elektrik akımı vererek myolizis yapmak ve myomu dondurmaktır. Bu tür tedavi yaklaşımları kısa süreli rahatlamalar getirebilir ama özellikle hormon tedavisi sonrasında, tedavi esnasında küçülen myomlar ilaç kesildikten sonra hızla büyüyebilir ve eski durumundan daha kötü hale gelebilir. Bazı ekoller cerrahi öncesinde 3-6 ay kadar hormon tedavisi vererek myomları küçültmeyi ve bu sayede cerrahi esnasında işlemi kolaylaştırmayı ve kanama miktarını azaltmayı önermektedirler.

Myomun uygun hastalarda bugün için en kesin ve garantili tedavisi cerrahidir.

Hazırlayan : Prof. Dr. H. Faruk Buyru – Dr. Cem İyibozkurt (Eylül 2003)

Bu haber kere okunmuştur.

Yorumlar

Sen de Yorum Ekle